
Bugün otobüste iki sıra önümde çarşaflı bir kadın oturuyordu. Ben bindiğimde otobüste değildi, ne ara gelip oturdu,bilmiyorum. O yöne bakmama rağmen farketmemişim. A, bu arada bu türban veya -nasıl bir sorunsa o- türban sorunuyla alakalı bir yazı değil, söyleyeyim. Kimin vücudunu nasıl örttüğü beni ilgilendirmiyor, kadının vücudunu politikaya bile sokup, kadın vücuduna birşeyler sokulmasını engellemek için her cephede, sağında solunda, bu kadar uğraşılması asıl sorun bence. Türbanlı erkek diye bir şey de var,örtülü ödenek gibi oldu, ama nedense hep kadınlar üstünden, kadın bedeninden beslenen siyasal bir söylem var. Bunu hangi siyasi görüş yaparsa yapsın çirkin. Kadınları açalım,kadınları kapayalım. Aç kapa aç kapa artema. İşi zevzekliğe vurdum ama bak konu yine döndü dolaştı. Ben çarşafı bir imleç olarak inceleme fırsatı buldum bugün. Arkadan baktığımda,pencereden giren rüzgarla beraber dalgalan siyah bir kumaştan başka birşey görülmüyordu, ben de şöyle düşündüm. Çarşaf içindekini tamamen kapatıp,kaplıyor. Öyleki hareketleri bile kimsesizleştiriyor, iletişime dair ne varsa yolunu kesiyor. Bunun ilginç bir yönü de var, fark siliniyor. Yani lise üniformasının sınıf farklılıklarını sildiği yönündeki garip iddia gibi bir iddiada bulunmak değil derdim. Ama düşünsenize. Hiç farkedilmeden,bilinmeden herkesin arasında yürüyebilmek ne kadar sıvılaştırıcı. Kocaman siyah bir sonsuzluğun bir damlası gibi süzülmek. Kendinize dair ne varsa görselde dilsizleştirmek. Bunu "kötü" olarak nitelendirdiğimden değil, bu yönde düşünmedim ama burdan bakınca çok farklı tınladı zihnimde. Çarşafı giyenin taşıdığı tüm bu hali çarşafa "ters" bakan kendi başına yüklenmiyor mu? Yani kemalist bir taraftan bakan herkes, çarşafın kadını kimliksizleştirdiğinden dem vuruyor, değil mi? Bunu yaparken aynı zincirleme tekrarlanmış olmuyor mu? "Karafatma" ya da "Karaçarşaflı" denildiğinde neden o örtüye referansla konuşuluyor, eğer içindekini "salıvermek"se dert? Bu durumda çarşafın içindeki önemini yitirmiş olmuyor mu, eğer tüm dert kabuğunu soyuvermekse? Çarşaf,türban, bunlar gerçekte neyi imliyor? Bir dilbilgisi haritasında yeri zamir olacaksa, bu kadınları tam olarak neyden kurtarmış oluyoruz? Kimliksizleşmekten mi yoksa başka olumsuzlukların daha güvenli,daha kadıncıl olduğuna inanılan yeknesaklığına mı? Bence iş, otobüste içindekini merak ettiğimiz çarşafın yanında oturabilmekle başlıyor. (resim: memed erdener)
ps: yazıdaki betimlemelerin amacı kadının örtünmesini meşru kılmak ya da bunu estetize etmek değil, düşünce bulutunu aktarmaktır.
16 Ağustos 2007 Perşembe
çarşaf ve sonsuz işaretler dizisi.
24 Temmuz 2007 Salı
23 Temmuz 2007 Pazartesi
2 Temmuz 22 Temmuz'da
Madımak'ın yıldönümüdür, vücutlarımızı sayı olarak dikelim diye mitinge gittik ailece Kadıköy'e. Mitinglerden medet ummam. Herkes bağırır, bayrak sallar, semboller anlamını yitirir, dışarda kalanı içeri davet etmek,merakını çekmek için bir çabada bulunulmaz. Hatta bana göre, polisin bariyerleri içeride bulunanları çok rahatsız etmemektedir, yani dışarıda olanlardan ayrı tutulmak sadece yer darlığı yarattığı için can sıkmaktadır. Ne bir ölüm sessizliği, ne de karnaval şenliği vardır çoğu zaman. Biz isterdik ki,tek bir bayrak olsun,rengi siyah olsun; ya hep beraber saz çalalım, sesler semaya yükselsin, bizi terkedenlerin kulağı çınlasın; ya da isterdik ki hepimiz susalım,yere uzanalım ve bir iki saatliğine ölelim.Ne mitinge çağrı olsun ne de örgütlenme. Bir anda başlasın herşey ve herkes davetli olsun bu kulak çekmeye. Ama öyle olmadı. 10 Kasım töreni gibi oldu ve bitti. Biz hamasete dayanamadık,geri döndük. Ben miyim tek yabani,bilemedim.Çok mu sabırsızım onu da bilemedim.
Bence mitingdeki en büyük direnişçi sucuydu. Sloganları bastırarak, yanık sesiyle "soğuk suu, burda 50 kuruş,içerde 1 ytlleeee" diye bağırıyordu; çırpınışı en yalın şekilde.Bir başka sucu çocuk etraftakileri süzüyordu, miting bile lüks geliyordu ona besbelli. Polis analarını ağlatıyordu romenleri içeri sokana kadar.
11 Haziran 2007 Pazartesi
bas bas bas

Babası Necla
Ben kıyamam ona
Söyle ona Nazım Hoca
Babası Necla
Ben kıyamam ona
Oynardı düşerdi
Düz yolda tökezlerdi
Arkasını kim beklerdi?
Babası
Necla
Kıyma
Duvarını kim izlerdi?
İzlerini kim sökerdi?
Duvağını kim çizdi?
Babası Necla
Ben kıyamam ona
Binbaşı Necla
Vuramam ona
Nasıl soyunsun suya
Bakmadan dokunana
Babası
Necla
Subaşı
Rütbe alırdı menzil almadan
Vuramam ben ona
Şayet düşerse merdivenden
Dikilirse kapıya
O zaman da anca sırtına
Binbaşı Necla
Vuramam ona
01 Mayıs 2007 Salı
yıkanıcam

internette nesneleşmek, bunun yaygınlaşması, dakikalık kimlik değişimleri hoşuma gitmemektedir. her türlü alışkanlığı, zevki, durumu,tutumu, takıntıyı saydamlık derecesinde internet denen dimağ makinesine aktarmak, bu dinamizmin içinde anlık kimliklerden ötekilere geçmek, buna isim takmak, subjectlemek,görsel bir kimlik oluşturmak, devamlı aramak,arayıp taramak,berikine aktarmak, akılda tutmaya vakit kalmadan yenisine atlamak, tüm bu zıplak veriyle zihniyet ve zevk yaratmak, kaydıraktan kayayım derken merdivende devamlı inip çıkmaya ya da merdivende futbol balesi yapmaya ,en iyi ihtimalle kaymak yerine kaydıraktan atlamaya benzemektedir.
bence kaydırağın altındaki halıyı çeksek daha iyi olur. yıkanmaya gidiyorum. *evimin yakınındaki perek emlakçısı,george perec'i sevmeme neden değildir.
24 Nisan 2007 Salı
kalecinin arkası merkez bankası.

Hayatımda ilk defa yağmursuz bir 23 nisan geçirdim.
İlk defa 23 Nisan törenlerini izlemedim ,TRT'yi açmadım sabahın köründe.
İlk defa bir çocuğa baktığımda bu kadar ters duygular hissettim.
Cumhuriyet geleneğidir, her yıl bir çocuğumuza iktidarın başlıca fetiş nesnesi olan koltuk devredilir. Bu zamana kadar koltuk dışındaki tüm iktidar araçlarını teslim etsek ne curcuna çıkar, hep onu düşünürdüm, kendimce keyiflenirdim, çocuklardan daha akıllı politikacı bulamayız. Bu yıl fırçabıyığımızın yerine oturan evladımız feleğimi şaşırttı bana. Gazetedeki resmini ilk gördüğümde çocuk olduğunu ancak, masaya anca yetişen kollarından anlayabildim. Bana kalırsa tüm berbat özellikleriyle bir yetişkin o.
Masumiyetin yitirilişi draması paralayacak değiliz. Keşke bu çocuğumuzun böylesi ustalıklı kıvırtık cevaplar vermesinin tek sebebi davranışçı psikolojiyle açıklanabilseydi," anası babası bilmiş yetiştirmiş" veya "kundaktayken meclis tv izlemiş" diyebilseydik. Çocukları biz böyle yaptık gibi beylik bir laf da yetmiyor.
En açık ve en yoğrulabilir dimağları,basmakalıp politikacı cevaplar vermeye çalışıyorsa; bizden,ebeveynden, prim yapanın çekiciliğinden farklı olarak; tüm görsel rezilliği ve uyarıcı kirliliği ile şimdiki zamanı ve ne oluyor ulanı düşünmek farz oldu demektir.

