gezelim görelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezelim görelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2007 Pazartesi

2 Temmuz 22 Temmuz'da










Madımak'ın yıldönümüdür, vücutlarımızı sayı olarak dikelim diye mitinge gittik ailece Kadıköy'e. Mitinglerden medet ummam. Herkes bağırır, bayrak sallar, semboller anlamını yitirir, dışarda kalanı içeri davet etmek,merakını çekmek için bir çabada bulunulmaz. Hatta bana göre, polisin bariyerleri içeride bulunanları çok rahatsız etmemektedir, yani dışarıda olanlardan ayrı tutulmak sadece yer darlığı yarattığı için can sıkmaktadır. Ne bir ölüm sessizliği, ne de karnaval şenliği vardır çoğu zaman. Biz isterdik ki,tek bir bayrak olsun,rengi siyah olsun; ya hep beraber saz çalalım, sesler semaya yükselsin, bizi terkedenlerin kulağı çınlasın; ya da isterdik ki hepimiz susalım,yere uzanalım ve bir iki saatliğine ölelim.Ne mitinge çağrı olsun ne de örgütlenme. Bir anda başlasın herşey ve herkes davetli olsun bu kulak çekmeye. Ama öyle olmadı. 10 Kasım töreni gibi oldu ve bitti. Biz hamasete dayanamadık,geri döndük. Ben miyim tek yabani,bilemedim.Çok mu sabırsızım onu da bilemedim.

Bence mitingdeki en büyük direnişçi sucuydu. Sloganları bastırarak, yanık sesiyle "soğuk suu, burda 50 kuruş,içerde 1 ytlleeee" diye bağırıyordu; çırpınışı en yalın şekilde.Bir başka sucu çocuk etraftakileri süzüyordu, miting bile lüks geliyordu ona besbelli. Polis analarını ağlatıyordu romenleri içeri sokana kadar.


12 Mart 2007 Pazartesi

zor durumdaki halk için ikinci bir şans / a second chance for a nation in desperation

" Bugüne kadar Rwanda'da üstün kaliteli kahve yoktu. Fakat yabancı kaynaklar sayesinde çiftçiler kahve yıkama istasyonları kuracak gerekli ekipmanı elde ettiler ve paha biçilmez arabica Bourbon ağacını işlemeyi öğrendiler. Bu özel kahve Rwanda'nın ihraç ettiği toplam kahve miktarının %7'sini oluşturmaktadır. Starbucks'ın ve uluslararası yardım örgütlerinin devamlı desteği ve kahveye bakış açılarının değişmesiyle,çiftçiler gelirlerini arttırıp daha aydınlık bir gelecek görebilmektedirler." (starbucks tanıtımı)

aman yarabbi.
fena oluyorum.
kim yer lan bunu?


"Until recently,there was no high quality coffee in Rwanda. However,with the help of the foreigner resources, farmers were provided with coffee washing equipment and learned to cultivate priceless arabica Bourbon trees. This special coffee forms the 7% of the total exported coffee of Rwanda. With the support of Starbucks and international aid organizatiobs and with Rwanda's changing view towards coffee,farmers can see a bright future by increasing their income." (starbucks pamphlet)

who buys this crap?

15 Şubat 2007 Perşembe

Bugün Gördüklerimiz ve Günün İkilisi Elele / Things we have seen today ft. couple of the day

AVIDO vs. AVIDA

Blogumdaki sergide başka bir iş daha görmüştüm, ama aceleyle onun resmini çekmeyi unutmuştum. Yine de güzel bir iş olduğu için aklımda tutmuştum: Avido.

Avido "arzu" demekmiş,Freudiyen bir anlamda büyük ihtimalle. Resmi olmadığı için dilimizle görselleştirelim:

Deri bir kemer, arkası duvar zeminine sabitlenmiş,uçları serbest. İç kısımları tuzlanmış. Kemerin ortasındaki boşlukta,havada, narçiçeği neondan AVIDO yazısı duruyor.

Durup düşündürüyor evet,biraz da bariz olmakla beraber.

Bugün de mendebur organizasyon IFistanbul'dan aldığımız biletlerin ilkini denedik. Avida. Salon dolu, sahneler başlar başlamaz arkadan bir "sanatsever" kahkahalar atmaya başladı. Başta yersiz olduğunu düşündüm,çünkü film anlaşılmaz bile değildi,anlatamıyordu.Fenaydı. Sonra düşündüm de yerinde bir tepkiydi,anlamayıp paniğe kapılan adam; bilinmezliği sofistike hımhımlarla süslediği kahkahasıyla süpürmek istedi. Olmadı. Film de olamamış zaten. Kendi haline bıraktım filmi,kuyruğuna basıp düştü. Biz de arkamızı döndük çıktık filmden.

İyi ki de çıkmışız,sıkılan insanlar bizi beklemişler çıkmak için.

Yemişim böle dekor sanatı. Yaşasın "sanatdiller"lik, kahrolsun sanatseverliğin eblek pasifizmi.

ps: imdb filmi komedi olarak değerlendirmiş,if istanbul eksalansları ise fantastik. komedi olma ihtimali bile daha yüksek,çünkü kaldırım taşları daha fantastik. Ayrıca filmde sürreel hiç bir şeye rastlamadım,izlediğim kısmında tabi. Ne adamın sağı ve dilsiz olduğunu,ne de diğerlerinin ketamin bağımlısı olduğunu anlayabildik. Anlamayınca takip edemedik, tepemiz attı. Olmalı mı olmamalı mı diye soruyoruz yönetmene, olamadı diyor. siz sığsınız demiş de olabilir,dinlemeden gittik.

Avido vs. Avida

I kept another piece in my mind,from the same exhibition on my blog.I couldn't take its picture,because i was in a hurry so that noone could see me taking pictures.

Avido. Avido means "desire",most probably in a Freudian way. Let me help you visualize.

A leather strap, fixed to the wall, the ends are freely hanging. The inner part of the strap is covered in salt. In the void at the middle of the strap hangs a firey orange neon writing : AVIDO.

It makes you stop and think, even though a bit obvious.

Today we tried the first of our tickets of the lame organization If Istanbul film festival.Avida. The hall was full,an "art-lover" started his laughters as soon as the scenes started blossoming. I thought that his laughters were inept, the movie wasn't even ununderstandable,it just couldn't tell anything,as if someone blindfolded the mind of the director. It was as meaningless as bourgeouisie ennui, which was at first i thought what movie was about. Then i thought that the laughing was the proper reaction, the guy who couldn't understand the film and pannicked,tried to sweep his anxiety with the laughter which he decorated with sophisticated mmms. It just couldn't make it. -the laughter and the film- So we turned our backs to the film and got out .

It was a good decision,those who were bored waited for someone to follow.

sod this decorative art. Long live art-lickers, damn the dumb passiveness of art-lovers.


25 Ocak 2007 Perşembe

bugün gördüklerimiz 5/ the things we've seen today 5

Jenny Holzer, Yaşayan Seri, 1891-1982, metal,boya.
-aynı sergi-

Jenny Holzer,The Living Series, 1891-1982,metal,paint.
-same exhibition-


YOU CAN BE A FAT FIGHTER OF FASCISM IF YOU NEVER GET OFF THE COUCH AND REFUSE TO MARCH IN ANY DIRECTION. THIS ISN'T THE ONLY STRUGGLE THOUGH.

bugün gördüklerimiz 4/ the things we've seen today 4


Georg Herald,Eros ve Psykhe,1989. AHşap,naylon külotlu çorap, süpürge, tel, ahşap kutu.


Yapı Kredi,Kazım Taşkent Sanat Galerisi/ Sermet Çifter Salonu'nda görülebilir.(Galatasaray)

FREUD ve ÇAĞDAŞ SANAT SERGİSİ'nden,izin almadan çekilmiştir. (yaşasın sanatta vandalizm)

Georg Herald,Eros and PSyche,1989. Wood,nylon panties,broom,wire,wooden box.

"Freud and Contemporary Art" exhibition, Kazım Taşkent Gallery,Galatasaray.

Photo's taken without permission. Long live vandalism in art.

bugün gördüklerimiz 3/ the things we've seen today 3






gördüğüm en şık berduş.kravatını,beresini takmış,üstü başı tertemiz.sakallar pırıl. belinden,içinde kahverengi bulanık bir sıvı bulunan pet şişe sarkıyor.iple bağlamış.elinde tüm varlığını kaplumbağa gibi taşıdığı torbaları var.

yerden filtre topladı çabucak. ne yaptığını anlayamadım,annem söyledi. o kadar kibar bir berduş ki,gizli gizli,ivedi ivedi topladı izmaritleri,bir yerine sıkıştırdı,apar topar gitti. bir yerlere yetişiyordu. *kadıköy,karaköy iskelesi


this man is the most elegant hobo i've ever seen. he put on his tie and nice beret, his clothes, clean as they can be. his beard is spotless. a bottle filled with muddy brown water hangs from the rope he tied on his waist. he carries the nylon bags with all his havings inside, like a turtle.

he collected fag-ends from the ground. i didn't understand what he was doing. my mom told me. he was such a polite hobo that he collected them secretly and hurriedly,so that people would not see this humiliation. he was in a rush,trying to catch up with something i don't know. *kadıköy,karaköy port.

bugün gördüklerimiz 2/ the things we've seen today 2


böyle bir amca gördüm. plakasıyla gezen. 34 db 5315. gerçek bir kentli bence. hatta protest bir enstalasyon bu adam. öyle olduğunu düşünmek istiyorum. haydarpaşa iskelesinde,elindeki plakayı hep arkasında tutan bir adam.

i saw this man today. with his licence plate. 34 db 5315. i think he's the real "urban". i even think he's a protest installation. i would like to think that he is. a man that holds the licence plate he has always on his back in haydarpaşa port.

bugün gördüklerimiz 1/ the things we've seen today 1

hicri yılbaşınızı kutlarız efem. -erenköy,istasyon.

ps: bu bana çok garip gelmiyor. hepimize garip gelmesi laik standardizasyonla alakalı sanırım.her dinin ayrı zaman algısı var,Anglo-sakson zaman algısına ayak uydurmamak da, direnmek de bir tercih. ray bradbury'nin fahrenheit 451indeki gibi demiryollarında yaşamak, "modern" hayata sırt çevirmek güzel.bu örnekte aldığı şekil hiçbirimizin hoşuna gitmiyor, ve rahatsız edici oluyor.ama aynı sırt dönme. masumane olmayansa diş bilemek,afişin kendisi.manifesto.kaşımak. kaşımaya gerek yok. kutla hicri yılbaşını. (hicri yılbaşı kutlamaları ile ilgili bir kompozisyon yaz ebüzziya evladım.) ben laikliği severim yine de. standardizasyonu takan yok nasıl olsa.

may your new year of the hegira be blessed people. erenköy*station

ps:this doesn't sound so weird to me. it's about the laicist standardization that make it so weird to us. every religion has its own perception of time, it's a choice not to obey the Anglo-saxon perception of time. living by the railroad and turning your back on the "modern" life is beautiful as it is in "fahrenheit 451" by Ray Bradbury. the form it acquires in this example,however,is disturbing to us, we despise it. but it's the same kind of turning-one's-back-. what is NOT so innocent is the banner itself,this scratching and sharpening attitude manifest in the banner. there's no need for grinding ourselves against each other. just go ahead and celebrate your new year of hegira,whatever that means for you. ("ebüzziya my son,write a story telling your family's celebration of the new year of hegira.") i like laicism anyway,nobody cares about the standardization it brings anyway..